Kasım 25, 2009



Mâlikü’l-mülk ve Hâlıkü’l-ekvân, Kuddûs ü Sübhân, Kadîr ü Müsteân, Raûf u Rahmân olan Allâhu Azîmü’ş-şân hazretleri cümlenize, cümle akraba, ahbâb ü yârânınızla beraber, nice nice uzun yıllar, gönlünüzce nice nice mutlu bayramlar nasip ve müyesser eylesin!

Bi-hürmeti Seyyidi’l-mürselîn ve şefîu’l-müznibîn Muhammediniemîn ve âlihi’t-tâhirîn!

Zilhicce ayının bayrama kadarki on günü, çok feyizli, çok sevaplı, çok kıymetli, çok mübarek günlerdir. Bu günleri mümkün oldukça zikirli, hayırlı, ibadetli, oruçlu geçirmeye gayret gösterin.
Hele Zilhicce’nin 9’u
(26 Kasım perşembe) olan arefe günü, senenin en hayırlı günüdür, o gün Rabbü’l-âlemîn sayısız kullarını afv ü mağfiret eyler, o günü mutlaka oruçla ziynetlendirin.

Zengin olanlar kurbanlarını mutlaka kessin veya bir dinî müesseseye verip kestirsin, etlerini ve derilerini vakıf ve derneklerimize vermekte çok titizlik gösterin, yanlış yerlere vermeyin! Bayramdan önce kesen bidçı ve fesatçılar var, sakın o inatçı zındıklara uymayın! Mâlumdur ki bu bayramın hatırası ve mâzisi Peygamber Efendimiz’in mübarek dedeleri olan Hz. İbrahim ve pak oğlu Hz. İsmail’e kadar uzanır.

Salavâtullâhi ve selâmuhû aleyhim ve âli küllin ecmaîn!

Hz. İbrahim, sahih ve ilahî bir rüyasında, çok sevgili oğulcuğu İsmail’i kurban etme işareti alınca, durumu gözyaşları içinde ona açıkladı, o eşsiz itaatkâr evlat da:
“Ey babacığım! Emrolunduğun işi yap, inşaallah beni sabır ve tahammül, itaat ve metanet gösteren bir kişi olarak göreceksin!” diye cevap verdi.

Böyle bir Zilhicce ayının 10. günü Hz. İbrahim, kurban etmek üzere oğlu İsmail’i Mekke’nin Mina semtine getirdi. Fakat bu esnada Cenâb-ı Hak’tan vahiy olarak;
“Ey İbrahim! Sen rüyadaki emri uygulamakta sıdk u sadâkatini gösterdin, imtihanı kazandın; oğlun da emsalsiz bir itaat ve teslimiyet gösterdi, her ikiniz de büyük sevap kazandınız, yüksek mertebelere erdiniz, şimdi size oğluna bedel olsun diye gönderdiğim şu azim koçu kurban eyleyin!” tarzında emr-i ilâhî gelince Mina’da Cenâb-ı Hakk’a koçu kurban ettiler.

Bu hatıraya binaen bizim dinimizde de her beldedeki zengin müslümanlara, kadın, erkek, çocuk... Zilhicce ayının bu bayram günlerinde kurban kesmek vacip oldu.Aynı şekilde, Hicaz’a hacca gelebilmiş müslümanlardan ‘Hacc-ı Temettü’ veya ‘Hacc-ı Kırân’a niyet edip, hem haccı, hem umreyi beraberce edâ edebilenlere de bu muvaffakiyet ve mazhariyetlerine bir şükrâne olarak kurban kesmek o günlerde vaciptir.

Allah mü’minleri böyle, zaman zaman, çeşitli şekil ve suretlerde daima imtihan eder. İbrahim (aleyhisselâm) çok sevdiği değerli yavrusunu Cenâb-ı Hakk’ın rızası yolunda feda ve kurban etmeye, nasıl, aşk ü şevk ile tereddütsüz teşebbüs edebilmiş ise yüce Rabbimiz tüm mü’minlere de kendi imtihanlarını öylece kazanmayı; Allah’a öylesine bağlılık, O’nun rızasını kazanmak uğrunda öylesine maddî ve mânevî fedakârlık şuuruna ermeyi nasip ve müyesser eylesin!

Bayram münasebetiyle, önemle belirtelim ki biz mü’minlerin ihtilaf ve tefrikasını, birbirlerine buğz u adâvetini, haksız hırs ve rekabetini hiç doğru bulmuyoruz. Dinî bayramlarımızın aile içi, akraba arası ve İslâmî gruplar meyanında dargınlık ve kırgınlıkları kaldırmaya; birlik ve beraberliğe, muhabbet ve vahdete, böylece de kuvvet ve satvete vesile olmasını Cenâb-ı Hak’tan tüm samimiyetimizle niyaz ve temenni ederiz.

Gelin ey müslüman kardeşler!
Sizler de nefsaniyet ve enaniyetlerinizi kurban ediniz; kibr ü ucbu, gurur ve kini, haset ve fesadı, gaflet ve cehaleti, inat ve dalaleti terk ediniz, âhiret hesabından korkunuz, Allah’tan utanınız, mal ve canları hak yola feda ve nisar etmeye yöneliniz, rızâ-yı Bârî’yi kazanmaya, cennet ve cemalullaha ermeye can atınız; afv ü safha sarılınız; dargınlık, kırgınlık, kızgınlık ve küslükten vazgeçiniz, ulema ve meşayihinize bağlılık, büyüklerinize hürmet ve izzet, küçüklerinize merhamet ve şefkat gösteriniz, Allah’ın habl-i metînine sımsıkı sarılınız, Kur’ân-ı Kerîm’in emrettiği şekilde has ve hakiki ihvan, halis ve muhlis kardeş olunuz ki felah bulasınız, dareynde saadet ve selamete ulaşasınız!


İmam el-Buhârî’nin el-Edebü’l-müfred kitabından:

Enes b. Mâlik’in amcası oğlu Hişâm b. Âmir el-Ensârî’den (rıdvânullâhi aleyhim ecmaîn) rivayet olunduğuna göre sevgili Peygamberimiz Muhammed-i Mustafâ (sallallahu aleyhi ve âlihî ve sellem)
Efendimiz buyurmuşlar ki:

“Bir müslümanın bir müslümanla üç günden fazla dargın durması, küs kalması helal olmaz; dargınlıklarında ısrar ettikleri (küslüklerini devam ettirdikleri) müddetçe her ikisi de doğru yoldan ve haktan sapmışlar demektir. Küslük inadından ilk vazgeçenin daha evvel dönüş yapması bu günahına keffaret olur (o bağışlanır); bu dargınlığa devam etmekte iken ölürlerse her ikisi de cennete asla giremez.

“Bunlardan biri, karşılaştıklarında ötekine selam verir, fakat o selamlamaya cevap vermez ve arkadaşının selamını almazsa; selam verene bir melek karşılık verir, öteki inatçıya da bir şeytan!”


-KADIN ve AİLE DERGİSİ BAŞMAKALELERİ-

 (Kurban Bayramımız Münasebetiyle/Haziran 1991)

Mahmud Es'ad COŞAN (Rh.a.)


Yine bir bayram ve yine yolculuk...
Şimdiden değerli dost ve arkadaşlarımın bayramını kutlarım.
Rabbim hayırlarla geçirmeyi nasip etsin. Daim hoşluk ile kalasınız...


Eylül 4, 2009



Ramazan çok mübarek, çok mukaddes bir ay; oruç çok değerli, çok önemli bir ibadet...
Açlık ruhların gıdası, kalplerin cilası, dertlerin şifası...
Mide boş olunca, kalpler nurlanıyor, duygular canlanıyor, hikmet rikkat pınarları gönül âleminin çemenzarlarından şırıl şırıl akmaya başlıyor.

Oruç ilahî bir feragat; kul en tabii ihtiyaç ve arzularını, hevesat ve şehevatını Allah için terk ediyor, onun için bu kutsî fedakârlığın mükâfatını Allah en büyük miktarlarla karşılıyor.

Oruç, nefisle cihâd-ı ekber yapmaktır, arzularına ve hislerine hâkim olmaktır, iradeyi terbiye etmek, azmi kuvvetlendirmektir, akıl sultanını vücut ülkesinin tahtına, kudretli bir hükümdar olarak cülus ettirmektir. Orada isyanı bastırmak, asileri dağıtmak, şirretleri hapsetmek, asayişi sağlamak, ahaliyi memnun ve mesut etmek demektir. Onun için değeri pek çok yüksektir.

“İbadet” iklimine giden yol “saadet”, bahçesine açılan kapı da oruçtur.
O, diğer ibadetlerin çatısı, temeli, mahfesi, mesnet ve membaıdır, mârifetullaha onunla erilir, muhabbetullaha onunla ulaşılır, halvetler onunla güzel yapılır, zikirler onunla hoş olur, ilm-i ledün onunla kazanılır.

Oruç bedenin de sıhhat kaynağıdır. Oruçta mide, karaciğer, diğer sindirim cihazları, kalp, damar... dinlenir, birikmiş yağlar eritilir, fazla kilolar atılır, vücut rahata erer, baş esen olur, gövde hafifler.

/Panzehir Dergisi Başmakaleleri'nden.../
Mahmud Es'ad COŞAN (rh.a.)

--- Diğer Makaleleri okumak için
tıklayın ---


~'~  ~'~  ~'~  ~'~  ~'~  ~'~  ~'~  ~'~  ~'~  ~'~  ~'~  ~'~  ~'~  ~'~  ~'~  ~'~  ~'~  ~'~  ~'~  ~'~  ~'~

Ramazanı yarıladık elhamdülillah... Mübarek'i heyecanla karşıladık, geldi yerleşti hem gönüllerimize, hem hanelerimize... Neşesi, bereketi, huzuru keşke hiç bitmese...
Ömrümüzün daim ramazan güzelliğinde geçmesi dileğiyle...

Etiketler : oruç
Hazirane 4, 2009

Allah bazen, bir kanadı kırık kuşu tedâvi ediyorsun diye sever, rahmetine erdirir... Bazen bir kediye eziyet etti diye cehenneme sokar... Hadis-i şerifte var, sahih hadis-i şerif: "Bir kadını Allah cehennemlik eyledi..." Sebebi: Kediyi bir yere kapatmış... Kızmış; ne yaptıysa... Belki ortalığa pislemiştir, belki yırtmıştır, belki tırmalamıştır, belki perdeyi filân yırtmıştır... Ne yaptıysa artık... Kediyi bir yere kapatmış, yemek de vermemiş. Dışarıya çıkmasına da müsaade etmemiş. Kedi orada bağıra bağıra ölmüş."Bir kediyi hapsedip ölmesine sebep olduğu için --bir yemek vermediği için; bir de dışarı çıkarsa kuş avlar,av avlar,gıdasını temin eder, ona da müsaade etmediği için-- bir kadın bu yüzden cehenneme girdi." diye bildiriliyor.

Bir kediden ne olacak? Bir sürü kedi var, kedi insan değil ki!..Sen burda bir kedi öldürsen Avustralya kanunları bir şey yapar mı?.. Yapmaz. Ama, Allah o kediyi öldürmekteki duygudan dolayı, merhametsizlikten dolayı; o kulun zihin yapısının çirkinliğinden dolayı, onu cehennemlik ediyor.

Bununla tam ters, bir aksi misal: Allah bir kötü kadını, bir köpeğe su verdi diye cennetlik ediyor. Hadis-i şerifte var... Kadın düşkün, kötü yola düşmüş, günahkâr bir kadın... Çölde giderken çok susamış, bir su kaynağı bulmuş. Ama, su kaynağı çölün içinde kazılmış bir kuyu... Çöl olduğu için tabii, nerde ip, nerde kova?.. İnmiş kuyuya... Hani böyle tuta tuta iniyorlar ya... Kuyunun dibinde bir iki yudum su içmiş. Çok bir su da değil belki... susuzluğu gitmiş. Yüzünü yıkamış. Yukarı çıkmış kuyudan...

"Yukarıda ağzından dili sarkmış bir köpek gördü." diyor hadis-i şerifte... Köpek bitmiş, sıcaktan sürünerek geliyor, dili sarkmış. Kadın ona acımış. "Ben nasıl susuzdum! Aşağı indim, suyu içtikten sonra canlandım. Bunun da canı su ister. Dur şuna bir iyilik yapayım!" demiş. Tekrar kuyuya inmiş. Kap yok, kacak yok, kova yok, bakraç yok... Pabucunu çıkarmış, suya daldırmış. Pabucuyla yukarı çıkmış, koymuş köpeğin önüne... Köpek de pabucundan suyu içmiş, susuzluğunu gidermiş.

Peygamber Efendimiz'in hadisinde bu olay zikrediliyor ve "Bundan dolayı, Allah o kadını cennete soktu." deniliyor.

Bir kediden dolayı bir kadın ceheneme giriyor, bir köpeği sulamaktan dolayı bir kadın cennete giriyor. Yâni, Allah'a makbul gelecek bir işi yaptın mı, cennete giriyorsun. Nitekim, geçen gün de bir başka hadis-i şerifte okumuştuk. Allah bir kulu bir sebepten dolayı mağfiret etti mi, o mağfiret onun cennete girmesine sebep olur. Çok önemli!..


*Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan Hocamız'ın Avustralya Sohbetlerinden bir bölüm...

Ekim 22, 2008



"Fani dünya hoştur amma; akibeti mevt olmasa!..."

M.Z.K.(r.a.)

Etiketler : fani dünya