Baht İnsana Yâr Olmazsa...

Tarih: 00:09 on Ekim 21, 2009 Kategori: UNUTULMAZ MISRALAR

http://kelebeklersonsuzaucar.blogcu.com/

Tâli'de devlet olmasa hizmet ne fâide
Hak'dan inâyet olmasa tâat ne fâide

~ Nişânî
~

-Baht insana yâr olmayınca ne kadar çalışıp çabalasan faydasız.

Tıpkı Allah'ın lütuf ve inâyeti olmadıkça ibadetlerin ve taatların boşa gitmesi gibi.-

Yorum (yok) | Yorum yaz! | Bağlantı | Etiketler : baht,yar,hizmet,inayet,lütuf

Hazan değmiş her yere...

Tarih: 03:09 on Ekim 18, 2009 Kategori: Kelebek-z__den _ yazi-_izi FoToGRaF
Selamlar arkadaşlar... Uzun zamandan beri sizlerle foto çekimlerimi paylaşmamıştım. Sonbaharın sonlarına doğru yaklaşmış olsak da, hala gözümüzün iliştiği çoğu yerde izlerini görmek mümkün.
Aslında niyetim her fotoğrafın altına birşeyler yazmaktı ancak blogcu.com'un yeni düzenlenmiş hali insanı acayip yoruyor. :S Öyle yapıyorsunuz cık, böyle yapıyorsunuz cık. Sürekli bi problem. Hatta bazı arkadaşlar bu yüzden blogcu.com'u terkettiler...
Velhasılı kelam bi genelleme yapacak olursak insanın hayatında da her güzellik bi arada olamıyor. Rabbim hayırlısını nasip etsin herşeyin... Daim hoşluk ile...

Photobucket


Photobucket



Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket  


Photobucket


Photobucket


Photobucket

Gönül mevsiminde hazana dönmüşse yüzünü, sararmışsa içindeki hislerinin düğümü; tüm yılgınlıklara rağmen, yaşamaya devam etmekten başka var mıdır bu işin çözümü?

~zeyyal~

Yorum (11) | Yorum yaz! | Bağlantı | Etiketler : sonbahar,hazan,sararmış yapraklar,fotoğraf,zeyyal

Evi(mizi)n Direği...

Tarih: 18:15 on Ekim 9, 2009 Kategori: Kelebek-z__den _ yazi-_izi FoToGRaF
      Penceresi asma dallarıyla çevrili odada hiç kımıldamadan biri uzanıyor yatağında. Dili de gönlü de susmuş, bu hale bütün hücreleri de eşlik ediyor...
     Uzun uzun bakıyorum. Senelerin getirdiği yorgunluk var bu yüzde... Yaşanmış acılardan hediye her çizgi adeta bu yüzün bir parçası olmuş. Yerleşmiş iyice ve belirginleşmiş üzerinde gide gele aşınan yollar gibi çizgiler...
Evet bir yüz, yanakları iyice içine çöküp, çukurlaşmış. Elmacık kemikleriyse biz buradayız diye her bakan göze kendini gösteriyor belirgince.
     Gözlerse iki kuyunun içinde, kuyular derinleştikçe gözlerde o kuyuların içinde kayboluyor gün geçtikçe. Yüzün rengiyse vücudundaki ızdırabın bir hediyesi olarak nurlandıkça nurlanmış, beyaz... Sakalıysa bu beyazlığa uyum sağlıyor, pamuk gibi. Derisi incelmiş, inceldiği için damarların belirginleşmesiyle ara ara pembelikler oluşmuş yüzünde. Dudaklarında ise can belirtisi yok...

-Nasılsın? sorusuna "şükürler olsun"
diye mırıltıyla cevap veriyor. Bu cevap meydan okur gibi tüm yaşadıklarından duyduğu acılara... Ne bir inilti, ne bir sızlanma duyulmuyor. Sanki yatakta uzunca bir sessizlik yatıyor, boylu boyunca...Sabırla dost olmuş koca bir adam, sustukça dostluğu artıyor...

     Yıllarca alnının teriyle çalışıp, kazanan; kendisi tahsilli olmasa da çocuklarının iyi yetişmelerini, hele hele de ahlaklı olmalarını önemseyen çiftçi Ali hiç tahmin etmezdi böyle bir sona yöneliş hikayesinin olabileceğini... Ömrü boyunca ağrı nedir bilmeyen, doktora hiç gitmeyen, hastanelere adımını atmayan çiftçi Ali konuşan bedeninin bir gün gelip böyle susacağını nereden bilebilirdi?... Nereden bilebilirdi böyle bir hastalık illetiyle ömrünün son demlerini geçireceğini...

     Kim biliyor ki zaten başına gelen ya da gelecek olan halleri/hadiseleri?

     Dedemin dinlenmeye değer hatıraları vardır. Mesela her bulgur pilavı yiyişimizde anlattığı hatırası; Bir zamanlar bir arkadaşının evinde misafir olmuş, sofra kurmuşlar. Sofrada bulgur pilavı... Pilavı yerken içinden çıkan taşın ağzında ses çıkarmasıyla, ev sahibinin -sıkma ulen dişlerini, sıkma-  demesini dinlerdik hiç bıkmadan.Ve dinleyen herkesin yüzüne bir tebessüm oturuverirdi gizliden... Geçen gün yanına usulca sokulup -Dede hani bize birşeyler anlatıyordun ne güzel, biz de seni dinliyorduk. Yine anlatsana, anlatmak istemiyor musun?-   diye sorunca, sustu sadece. Hatıraları bitmemişti eminim ama anlatacak gücü tükenmişti. Bunu o iki derin kuyuya bakınca anlayıverdim...


     Dedemin özene bezene yetiştirdiği bir üzüm bağı var. Ama dedem ilgilenemediği için bağ eskisi gibi verimli değil artık. Bakıldığında güzel bir bağken, şimdilerde dağa dönüşme yolunda ilerliyor malesef... Dedem hastalandıkça, sanki bağ da sahibiyle birlikte hastalandı.Umarım ikisi de iyileşir...Bağ, bahçe işleri yanında zamanında hayvan alım satımıyla da uğraşmış çokça. Hayvanların iyisinden kötüsünden de anlar(mış) dedem. Şu hayvandan şu kadar kilo et çıkar deyince, şaşmaz hesabı ama insanlar şaşarmış bu işe...
     Kurban bayramlarında daha bizim kurbanlıklar kesilmeden -Ali ağa bizimkini kesiver-  diye gelen komşularını kırmaz, her seferinde önce onlarınkini kesip sonra bizimkine başlardı. Küçükken anlam veremezdim buna, neden önce kendi kurbanımız kesilmiyor diye sızlanırdım. Ama şimdi daha iyi anlıyorum dedemin bu tavrını ve komşu hakkını gözeden, ne kadar iyilik sever biri olduğunu... Yine bir kurban bayramı yaklaşıyor, dedem keşke ayakta olabilseydi de yine önce komşuların kurbanını kesmeye gidebilseydi. Keşke...


     60 yaşında Kur'an okumayı öğrenen dedemin dilinden düşmeyen sureler, şimdi de dedemi yalnız bırakmıyor. Arada yattığı yerden mırıldanarak okuyor ezberlerini. Rabbim hakikaten normalde ne ile meşgul idiyse, hasta halinde dahi onunla hemhal ediyor insanı...

     Babannemle dedem severek evlenmemişler belki ama birbirleriyle bu zamana kadar birlikte bir ömür geçirebilmeyi başarabilmişler. Günümüz insanının tahammül edemediği şeylere tahammül edip, bu zamana ait olmayan kendi zamanlarının tüm sıkıntılarına, çilelerine göğüs de gerebilmişler. Babaannem de çok düşünceli dedem hasta olduğundan beri. Dedem için diyor ki; -(Allah gecinden versin) deden gidince evimin direği gidecek, dağılacağız.- O direk artık ayakta dik duramasa da babaannem vefasızlık göstermiyor ve hala dedemi evinin direği olarak görüyor.
     Rabbim ikisini ahirette de ayırmasın.Onları sevdiklerinin arasına, çeşitli nimetleriye mükafatlandırdıklarının arasına alıversin inşaallah...

     . . .

     Hayat... 
İçinde binbir çeşit imtihan.Yaşadıkça yaş/landıran, üzen, eskiten, yiten, bitiren hayat... İsyana sürüklenmeden, nefse uyup yerlerde sürünmeden, sadece Hakkın razı olacağı yolda ilerleyip, tüm imtihanlardan geçebilmek duasıyla...

    -zeyyal-
Yorum (13) | Yorum yaz! | Bağlantı | Etiketler : dedem

ZAMAN...

Tarih: 19:55 on Ekim 5, 2009 Kategori: SiiR


Nedir zaman, nedir?
Bir su mu, bir kuş mu?
Nedir zaman, nedir?
İniş mi, yokuş mu?


N.F.K.

Aykut Kuşkaya yorumuyla
'Zaman'



Yorum (13) | Yorum yaz! | Bağlantı | Etiketler : zaman, nedir?


<- | Sonraki Sayfa ->